Gelenek Göreneklerimiz

MUTFAĞIMIZ

Akçaabat Köftesi
Akçaabat denince, çoğu insanın aklına gelen ilk şeylerden biri, hiç şüphesiz köftedir. Peki hiç düşündünüz mü? Köfteyi sıradanlıktan çıkarıp, AKÇAABAT köftesi yapan şeyin ne olduğunu…

Tarihi

1930 lu yıllarda Akçaabatlı lokantacılar tarafından yapılmıştır. Malzeme olarak kıyma haline getirilen öküz ve dana etleriylere bunlara ilave edilen ekmek ve sarımsak kullanılmıştır. Özenle yoğrulan bu karışım, belirli büyüklüklerde oval hale getirilip, ızgaralı ocaklarda pişirilmiş ve insanların damak zevkine sunulmuştur. Öncelikle bölgeye tanıtımı yapılan Akçaabat köftesi o günden bu güne tüm dünyaya tanıtılmıştır.

Günümüze Taşıyanlar

Haragali (Ali Çolak) ve Eşref ustanın (Eşref Bal) mangalıyla başlayan, Çolakoğulları’nın köfte salonuyla duyulan, Cenikli Mustafa (Yılmaz), Recep Durna, Abdullah Komar, Pirali Altun, Bahriyeli Ahmet Serdar ve Şahpazoğulları gibi köfte ustalarının eliyle yayılan, Çolakoğulları ve Abdullah Komar’ın yetiştirdiği Temel Kolot, Nihat Aydın, Kalkışım kardeşler ve benzeri ustalar Akçaabat köftesini günümüze kadar taşımışlardır.

Lezzetin Sırrı

Yörenin otuyla beslenmiş ineklerin özenle seçilen; sinir ve ekstra yağ bulunmayan etleri kıyma haline getirilerek kullanılır. Bu kıyma, bir gün dolapta bekletilir ve köfte ocağında pişirildikten sonra servis yapılır. Yayık ayranı, özel piyazı ve Trabzon ekmeği ile servis yapılan Akçaabat köftesinin tadına bakmak için sizleri Akçaabatımıza bekliyoruz.

Akçaabat Köftesi ve Yapılışı
1930 yıllarında Akçaabatlı lokantacılarının ortaklaşa yaptıkları, etlerin (Öküz ve Dana) bir araya getirilerek bir arada çekilen kıyma birbirlerine bağlanabilmesi için belirli ölçüde ekmek ve az miktarda sarımsak karışımı ile kendilerinin yemesi için yaptıkları köfteden çok büyük bir damak zevki yakalamışlardır. Bu damak zevkini artık lokantalarda kömürlü, ızgaralı ocaklarda pişirilmek kaydıyla öncelikle bölgeye tanıtımı yapılmıştır ve o tarihten günümüze kadar tüm dünyaya tanıtımı sağlanmış olup Akçaabat Belediyesi tarafından her yıl Ağustos ayında belirli gününde Festival olarak tanıtım için gerekli şenlik ve şölenler sürdürülmektedir.

Akçaabat Köfte Nasıl Yapılır?
Yöremizde hayvancılıkla uğraşan insanların yetiştirmiş olduğu Dana ve Öküz’ler (1 veya 2 yaş grubunda olmak kaydıyla) yetiştirici köylülerimiz tarafından sabahları yemleri verilirken yemlerine katılan tuz ve yörenin otlarının bu hayvanların üzerindeki etlerine vermiş olduğu tad ile köfteye ayrı bir damak lezzeti vermektedir.Akçaabat bölgesinin dışındaki illerden gelen hayvanların etinden bu lezzetin yakalanması mümkün değildir.

Bir Dana veya Öküz’ün ön kol etleri, bir miktar kaburga eti (döş), işkembe yağı ve böbrek yağı gerekli temizlik ve ayrışımlar yapıldıktan sonra karışım harmanlanarak kıyma makinesinin normal kafesli olmak kaydıyla makine başında kıyıma geçilir. Yapılacak kıyımın miktarına göre belirli miktarda sarımsakla çekime başlanır. Sarımsakla çekime başlarken belirli gramajda ekmek katılır. Bu katılan ekmek etin zerreciklerinin birbirine yapışmasını ve kaynaşmasını sağlar.Fazla veya az katılan ekmek köftenin damak tadını bozar.Belirli gramajda katılması uygun görülür.Çekim olayı bittikten sonra çekilen kıyma makine önünde harmanlanarak ve tuzu atılarak yoğrulmaya başlanır. Bu yoğurma esnasında fazla veya az yoğrulma sağlıklı olmayabilir, normal kıvamı verildikten sonra rulolar haline getirilir ve normal gramajlarda kesime başlanır. Kesilen köfteler avuç içerisinde yuvarlanarak bastırılmış olarak düzgün bir şekilde tepsilere dizilir.Ýki veya üç sıra olan tepsiler dinlendirilmek üzere soğuk hava depolarına yerleştirilir. Dinlendirildikten sonra pişirmeye hazır bir konuma gelmiştir.

Akçaabat Köftesi Ne ile Yenir?
Piyaz
Düz taze marul önce seçilip yıkandıktan sonra bir süzgeç içerisinde sızması beklenir.Sızması bittikten sonra belirli bir miktar avuç içine alınarak keskin bir marul bıçağı ile kıyımı yapılır.Kıyılan marul tabağa serilir, bir gün önceden haşlanıp bekletilmeye alınan Kelkit fasulyesi üzerine serpilir.Aynı şekilde kıyılmış halde kuru soğan katılarak harman edilmiş vaziyette tabağa konulur. Zeytinyağı ve limonu eklenerek servise hazır vaziyete getirilir.

Ayran
Akçaabat Köftesinin yanından ayrılmaz içeceği ayranın yapılışı, Yoğurdu derin bir kaba koyarak çatalla veya el mikseri ile çırptıktan sonra üzerine iyice karışıncaya kadar azar azar süt eklenir, soğuk suyu ve tuzu karıştırdıktan sonra soğuk olarak servis yapılır.

Kızarmış Biber ve Domates
Kızarmış Biber ve Domates ile Akçaabat Köftesi’nin lezzeti bir başka damak tadı oluşturuyor.Bu iki malzemenin köfte yanında yenilmesi mutlak suretle tercih edilir.

Yöresel Ekmek
Trabzon yöresine özgü kocaman, taze, sıcacık, mis gibi Vakfıkebir ekmeği ile Akçaabat Köftesi’nin tadı bir.

KALANDAR GECESİ

Yöremizde yılın ilk ayı “Kalandar” adıyla anılır. Bu ayın ilk gecesinde değişik eğlenceler yapılır. Rumi takvim, Milat takvimini 13 gün arkadan izlediği için 12 Ocak gününü 13 Ocak gününe bağlayan geceye kalandar gecesi denilir. Kalandar gecesi Tüm evlerde lahana sarması, mısır ve patates haşlaması, kabak dilimi, fındık, ceviz, elma, armut, ayva gibi özel yemekler, yemişler ve çerezler hazırlanır. Aile bireyleri bu yiyeceklerle hazırlanan kalandar sofrası başında oturarak kendi aralarında bir şölen havası yaşarlar. Çanta atmak Kalandar gecesinin en yaygın eğlencesidir.
Çanta atmak, genç erkeklerin işidir. Zaman zaman genç kızların da erkek giysileri giyerek çanta atmaya çıktıkları görülür. Atılacak çantanın açık ucuna önceden uzunca bir ip bağlanır. Bu ip çantanın uzak bir yere atılıp geri çekilmesini sağlar. çantanın içine çeşitli yemişler ve atılacağı eve göre özel armağanlar konulur. çanta atma sırasında tanınmamak için değişik kıyafetlere girilir. Karanlık basar basmaz kimseye görünmeden belirlenen evlerin kapılan çalınır. Çanta atanın kim olduğunu öğrenmek için evden gelen seslenişlere ses değişikliği yapılarak yanıt verilir:
Ne olursa alırız
İşte gelduk kapiniza
Selam verduk yapiniza
Selamumi almasanız
Daha gelmem kapiniza

Kapı aralanır aralanmaz önceden hazırlanan çanta hızla içeri fırlatılır .Buna çanta atma denir. Evdekiler, çantanın içindeki çerezleri alarak yerine daha değişik yiyecekler koyarlarlar. Kapıda bekleyenler, çantanın ipini çekerek oradan uzaklaşırlar.
Çanta atma sırasında ilginç olaylarla da karşılaşılır. Müziplikten hoşlanan kimi kişiler, evlerine atılan çantalara yemiş yerine kedi yavrusu, kirpi, fare, sümüklü böcek, kafatası gibi şeyler ya da acı bibere, tuza bulanmış yiyecekler koyarak çanta atanlara eğlenceli oyunlar oynarlar.
Çanta atma geleneği, nişanlılar arasında armağan alışverişini de sağlar. Nişanlı delikanlılar, nişanlısının evine attıkları çantalara aynca özel armağanlar koyarlar. Atılan çanta, nişanlı kızın armağanlarıyla doldurularak geri verilir. Kalandar günü ve gecesiyle ilgili başka gelenekler, görenekler ve inanışlar oldukça çoktur: bunlar;
-Gelinlik kızı olan evlere atılan çantalara kimi annelerin önceden hazırladıkları tuzlu çörekler koyduğu söylenir. Çöreği yiyen delikanlıların o gece evin kızını düşlerinde göreceklerine ve ona tutulacaklarına inanılır.
-Kalandar ayının ilk günü eve ilk girenin, uğurluluğu bilinen birisi olması ve evin büyüğünden izin alarak içeri girmesi gerekir. Bunu düşünmeden eve girenler ya kapıdan geri çevrilir ya da uğursuzluğunu gidermek için ayaklanna kül ekilir.
-Kalandar sabahı kimseye sezdirmeden denize ve sığırlara bakılırsa deniz şans, sığır uğur getirir .
-Kalandar sabahı birine para verenin o yıl evine bereketsizlik girer, birinden para almak bolluk getirir.
-Kalandar ayının ilk suyu, o evde uğurluluğu bilinen birine taşıtılır.
-Kalandar ayının ilk 12 gününde havaların durumu günü gününe izlenir. Her günün hava durumu sıra ile o yılın aylarına karşılık tutulur. Belirli ayların yerini tutan günlerde hava durumu nasılsa o günün karşılığı olan ayda da havaların öyle geçeceğine inanılır.
-Kalandar günü eve ilk giren kimse geveze ise o evin tavukları çok yumurtlar.

HIDIRELLEZ EĞRİSİ

Her yıl mayıs ayının 6. günü yapılan Hıdırellez şenlikleri, yöremizde de bir bahar bayramı gibi yaşanır. O gün hava elverişliyse kırlarda ya da deniz kıyılarında günboyu eğlenilir. Hıdırellez günü kadın-erkek dernek yerlerine çıkarlar .Oralarda küçük çapta bir dernek düzeni kurarak eğlenirler. Hıdırellez, bir eğlence günü olmanın yanı sıra pek çok inanışın da kaynağıdır. Bunlar;
-Hıdırellez günü hemen hemen herkes bir hıdırellez eğrisi korkusu yaşar. İnanışa göre o gün eğici, bükücü, kesici işler yapılırsa doğacak çocuklar, buzağılar, kuzular, oğlaklar da eğri büğrü doğarlar. Sakat doğumlar, Hıdırellez günü yapılan eğici, bükücü işlere bağlanır. Bunun için sandık, dolap, kapı açıp kapamak, çamaşır yıkamak, yufka açmak, demir tutmak, balık ayıklamak gibi işler çok sakıncalı sayılır .Özellikle gebe kadınlar bu tür uğraşlardan uzak dururlar.
-Hıdırellez eğrisinden sakınmak için o sabah evin bahçesine bir ocak kabak dikilir. Buna Hıdirellez kabağı denir. Kabağın tohumunu toprağa gömerken ”Bütün eğriler bu kabağın başına” sözü üç kez yinelenir. Bu kabağın Hıdırellez günü yapılan tüm eğrilikleri kendinde toplayacağına inanılır. Nitekim Hıdırellez sabahı dikilen kabağın gerçekten eğri büğrü olduğu söylenir.
-Hıdırellez günü erken kalkıp yokuş çıkanların ömrü uzar.
-Hıdırellez günü suya tuz atılırsa tüm eğrilikler tuz gibi erir.
-Hıdırellezde denize mektup atılırsa o mektup Allah’a gider. Allah günahları bağışlar, dilekleri gerçekleştirir, dertleri dindirir.
-Evi olmayanlar Hıdırellez sabahı erkenden kalkarak bahçelerinde küçük bir ev modeli yaparlar. Böylece gelecekte istedikleri gibi bir eve kavuşacaklarına inanırlar.

ALATURBİ
6 Temmuz günü yöremizde deniz bayramı olarak kutlanır. O güne alaturbi denir. Alaturbi günü köylerde ve mahallelerde oturanların çoğu deniz kıyılarına akın ederler. Özellikle Çepni kökenli olanlar alaturbi günlerine daha büyük ilgi gösterirler. Ağrılı, sancılı, saralı olanlar alaturbi günlerinde denize girerek iyileşeceklerine inanırlar. Yüzme bilenler denize girerek, bilmeyenler denizden taşıdıkları sularla boydan boya yıkanırlar. Bu arada kayıklara binerek en az üç, en çok yedi dereağzı dolaşmak pek çok derde derman olur.

CAZI GECESİ
Kırım’daki pirlerinin buyruğuna girerek tarlalardaki ürünlerin bereketini çalan, beşikteki bebeklerin canını alan kötü ruhlu kadınların varlığına inanılır. Bu kadınlara Kırım kocakarısı ya da cazı adı verilir. Geceleri el ayak çekildikten sonra örümcek biçimine girerek ocak zincirine tutuna tutuna evin içine inen bu kocakarılar, beşikteki bebeklerin ya sağlığını çalar ya da canını alırlar. Cazıların çocukları boğmasını önlemek için beşiğin dört yanına kum serilir. Çocuğu boğmaya gelen cazı, önce kumları saymaya koyulur. Kumları saymaya kalkan cazı, çocuğun canını almaya fırsat bulamadan gün doğar.
Ayakbağı: Kimi çocuklar yürümekte geç kalır. Böyle çocuklar cuma günleri caminin önüne getirilir. Namazdan ilk çıkanlar arasında anasının ilki (anasının ilk çocuğu) olan bir kişi, çocuğun ayaklanna önceden bağlanan yumuşak bağı keser. Buna ayakbağı kesmek denir. Bundan sonra çocuğun yürümesini engelleyen bağın kesildiğine inanılır. Ayakbağı kesmek, Hıdırnebi Kayası’nın tepesindeki ziyaret yerinde de uygulanır. Geç yürüyen çocuklar, Hıdırellez günü Hıdırnebi Kayası’nın ziyaret yerine çıkarılır. Orada Hazreti Ali’nin atına ait olduğu söylenen iki ayak izi vardır. Bu izlere su doldurularak önce çocuğun ayaklan yıkanır , arkasından da anasının ilki olan birisi ayakbağını keser. Ayakbağını Hıdımebi Kayası’nda kestirenin daha etkili olduğu söylenir.

SAÇAYAK
Saçayak kazan, tencere, tava gibi ev gereçlerini oturtmak için odun ocaklarına konulan daire ya da üçgen biçimindeki ayaklıklardır. Bunlarla ilgili inanışlar pek çoktur:
-Rüzgar şiddetli estiği zaman saçağı ocağın zincirine asılırsa rüzgar hafifler.
-Gebe kadın saçağının üzerine oturursa kız doğurur .
-Dişi kedi saçağının içinden geçirilirse kısırlaşır.
-Yağmur yağarken evdeki saçayağı ters çevrilerek kapının önüne konulursa yağmur kesilir.
-Saçayağı ocakta boş durursa ölü bekliyor demektir.
-Saçağının altından geçirilen kedi kısırlaşır.

MAKAS
Makaslar pek tekin sayılmaz.
-Makasın boş olarak açılıp kapanması uğursuzluk sayılır.
-Makası elden ele birbirine verenlerin arası bozulur. Bunu önlemek için birine makas vermek gerektiğinde yanındaki bir eşyanın üzerine bırakılır.
-Açık makasın üstünde oturan gebe kadın geç doğurur.

MART DOKUZU
Yerel takvime göre Mart ayının 1’i ile 9’u (13-22 Mart) arası mart dokuzu diye anılır. Yılın en sert havaları bu günlere raslar. Bundan ötürü gerek mart ayı, gerek mart dokuzu hakkında bir dizi inanç oluşmuştur:
-Mart ayı dert ayı.
-Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
-Mart ayında göle düşen kurt, çıktıktan sonra sırtını kurutursa o yıl havalar güneşli, kurutamazsa yağmurlu geçer.

HAFTANIN GÜNLERİ
Haftanın her günü ayrı bir inanç kaynağıdır.
-Pazartesi ve perşembe günleri uğurlu sayılır. O günlerde yapılan yada başlanılan işler olumlu sonuçlara ulaşır.
-Cuma günlere öğleye değin ev süpürülemez. İnanışa göre iyilik melekleri o saatlerde yerlerde otururlar. Onlara süpürge vurmak günahtır.
-Cuma günü ortalık toplamak eve aksilik getirir .
-Salı günü uğursuz sayılır. O gün çamaşır yıkanmaz, ekin ekilmez, fidan dikilmez, çayır biçilmez, yola çıkılmaz, yayla göçü yapılmaz.
-Pazartesi, perşembe, cuma ve pazar günleri genellikle daha uğurlu sayılır.

SÜPÜRGE
-Ev süpürülürken süpürge birine değerse onun büyümesi yavaşlar. Bunu önlemek için o kişinin süpürgeye tükürmesi gerekir.
-Süpürge ile döğülen çocuk geveze olur .
-çocuğu süpürge ile vurulursa o çocuğun boyu kısa olur .

SAÇAK
Evlerin saçağı pek tekin değildir;
-Geceleri saçağa su dökülürse dökeni cin çarpar.
-Geceleri saçağa işenirse yuvası bozulan cinler işeyeni çarpar. Cin çarpmasınan kurtulmak için işemeden önce saçağa tükürüp besmele çekmek gerekir.

Geçerliliğini günümüzde de sürdüren yerel inançlar oldukça çoktur. Bunları şöyle sıralamak mümkündür.
-Kördüğümü çözebilen gelin kaynanasıyla iyi geçinir.
-Ölen karısının üstüne evlenen erkek, gerdeğe girmeden önce ilk karısının mezarına su döker.
-Eve ilk giren gelin ocağa bakarsa kaynanası tez ölür.
-Birisinin folundan yumurta çalan, öteki dünyada yumurta kabuğuyla denizi boşaltma cezasına çarptırılır.
-Kedi öldüren kişi, sağlığında yedi köprü yaptırmazsa günahı bağışlanmaz.
-Süpürge ile döğülen çocuğun boyu kısa, aklı eksik olur.
-Sığırlar, koyunlar, keçiler yaylaya çıkarılırken kuyruklarına boyalı iplik bağlanırsa sütleri bol olur.
-Kışın kediler ayağını yalayıp yüzüne sürdükten sonra ateşe bakarsa o yıl çok kar yağar .
-Guguk kuşu ilkin kuru dal üstünde öterse o yıl ekinler verimsiz olur.
-Yaz başında gökgürültüsünü ilk duyanlar, bir demir parçası ısırmazlarsa o yıl dişleri kamaşır, diş ağrısından kurtulamazlar.
-Sonbaharda serçeler ağaçlara değil yerlere konarsa o yıl ağır kış olur.
-Çam ağaçlarının doruğunda çok kozalak olursa kış erken gelir.
-Kepçeyle yemek yiyenin düğününde kar yağar.
-Kedi ayağını yalar,yüzüne sürer, kapıya bakarsa o eve konuk gelir.
-Kapının eşiğinde oturana iftira atılır .
-Boş beşik ya da salıncak sallanırsa bebek sancılanır.
-Gece tırnak kesen ömrünü keser.(Ömrü kısalır.)
-Ay eskisinde ekilen, dikilen ürünlerin çürüyecegine inanılır. Ekim ve dikim işleri ay yenisinde yapılır.
-Açken kurbaga ya da guguk sesini ilk duyanların o yıl sürekli olarak ayağı taşa çarpar.
-Ay yenisini (yeni ayı) ilk görenler, yere bakmadan birinin yüzüne bakarsa bakılan kişinin yüzünde yara çıkar .
-Alnı geniş olanlar zengin olurlar.
-Açken yılan gören ilkbaharda halsiz düşer.
-Ýlkbaharda ilk görülen kelebek beyazsa onu gören hasta olmaz.
-Þeftali dikenin ömrü kısa olur.
-Ekmek kesen tez kocar.
-Kulakları büyük olan çok yaşar.
-Burnun sag yanı kaşınan o anda iyi, sol yanı kaşınan kötü anılıyor demektir.
-Gece uluyan köpek ölü çağırır.
-Süpürgeye iğne kakılıp bahçeye atılırsa beklenen haber tez gelir.
-Gurbete gidenin peşine su dökülürse tez, taş atılırsa geç döner.
-Bacadan kurum düşerse eve konuk gelir.
-Cenaze taşınırken tabut çok sallanırsa peşine adam çağırı.
-Kulak kaşınması yağmur getirir.
-Evde ıslık çalan hastalık çağırır.
-Küçük çocuklar sürekli olarak tükürürse yagmur yagar.
-Gece aynaya bakan kendi ölüsünü görür.
-Elinden kaşık, ağzından ekmek düşen birinin aç kalan bir yakını vardır.
-Sag elin içi kaşınırsa bir yerden para gelir, sol elin içi kaşınırsa cepten para gider .
-Yeni dogan bir çocugun yanına, yakınına cırcır böcegi girerse o çocuk geveze olur.
-Ýlkbaharda sarı kelebek gören hasta ya da halsiz olur.
-Kuluçka bastırırken, bastıranın başına yuvarlak bir tas konulursa civcivler uzun ibikli olur.
-Ahıra kirpi atılırsa danalar yüklü olur.
-Çorapla yatanın ömrü kısalır .
-Horoz gibi öten tavuk ugursuzluk getirir.Bu yüzden hemen başı kesilir .
-Yayıktan bol yag alabilmek için yayığa dökülen suyun sabah karanlığında kimseye görünmeden alınması gerekir.
-Ay yenisinde kosi (kuluçka) konduranın civcivleri horoz olur.
-El ve ayak tırnaklarının tamamı birden kesilirse kesenin ömrü kısalır.
-Lohusa ineği olan evde tavşan adı anılmaz.Zorunlu durumlarda tavşan yerine kulaklı sözcüğü kullanılır.
-Evden ilk çıkarken karşılaşılan ilk kişi o günün uğurunu ya da uğursuzluğunu belirler. Bu yüzden kimileri evden çıkışlarında uğurluluğu bilinen birini karşılarına alırlar .
-Bilmeyerek bıçak üstüne oturan gebe kadın erkek çocuk doğurur.
-Sesi kesilenler üç sabah aç karna boş bir yayığın içine ”Yayık al yeni sesimi, ver eski sesimi” diyerek üç kez bağırırlarsa sesleri düzelir.Aynı yöntem kuyu için de geçerlidir.
-Mezarlığı parmakla gösterenin parmağı çürür.Çürümeyi önlemek için gösteren parmağı o anda ısırmak gerekir.
-Çocuğun üstünden geçen aynı anda geri dönmezse o çoçuğun büyümesi durur.
-Yeni ayı ayakta gören o ay çok gezer .
-Ayağının altı kaşınan yola çıkar.
-Geceleri uluyan köpeğin uğursuzluğunu gidermek için ya yere bıçak dikilir ya da ayakkabılar ters çevrilir.
-Diş çektirenler ”Karga al eskisini ver yenisini” diyerek çektirdikleri dişi dama atarlarsa yeni dişleri tez biter.
-Eve yeni giren bir yiyecekten komşuya verilirse o yiyeceğin bereketi kaçar .
-Babası gurbete çıkan çocuğa ”Ýp mi yoksa yumak mı” diye sorulur. Yumak derse babası geç, ip derse tez döner.
-Meyve ağaçlarına kurban kanı sürülürse verimleri artar.
-Kapının önündeki ağaçlara konan kargaların acı acı bağırması, bir kara haber duyurusu ya da uyarısı sayılır. Bunu hayıra dönüştürmek için bağıran kargaya ”Kara haber senin başına gelsin” anlamında ”kar başına” diye seslenilir.

Kaynak: Akçaabat-H.Gedikoğlu/Akçaabat Belediyesi Kültür Yayını I.